Dördüncü Maymun
- Dr.Hakan Tetik
- 11 Ağu
- 3 dakikada okunur

Kötülüğün en sessiz, en tehlikeli hâli üzerine
Herkes üç maymunu bilir.
Biri gözlerini kapatır: görmez. Biri kulaklarını tıkar: duymaz. Biri ağzını kapatır: söylemez. Japonya'da Nikkō'daki bir tapınağın oymasından dünyaya yayılan bu üçlü, yüzyıllardır bir bilgelik öğüdü olarak taşınır: kötülüğü görme, duyma, söyleme.
Ama bu üç maymuna dikkatle bakınca insanın içini bir tuhaflık kaplar. Üçü de aynı şeyi yapıyor aslında: kaçınıyor. Görme, duyma, konuşma — hepsi "yapma" fiiliyle biten, hepsi geri çekilme üzerine kurulu bir duruş. Sanki erdem, bir şeylerden uzak durmakmış gibi. Sanki temiz kalmanın yolu, dünyaya hiç dokunmamakmış gibi.
İşte tam da bu boşluğu görenler, zamanla dördüncü bir maymun tanımladı.
Dördüncü maymun
Dördüncü maymunun bazı çağdaş okumalarda kolları kavuşturulmuştur. Hiçbir şey yapmaz. Gördüğü halde, duyduğu halde, hatta içinden söylemek geçtiği halde — kımıldamaz. Yerinde durur. Seyreder.
Bu maymunun taşıdığı mesaj, ilk üçünden çok daha rahatsız edicidir:
Kötülük karşısında en büyük tehlike, çoğu zaman kötülük yapmak değildir. Kötülüğün karşısında hiçbir şey yapmamaktır.
Bir yangını çıkaran kişi ile yangını görüp geçip giden kişi arasındaki fark burada devreye girer. Birincisi suçludur, evet. Ama ikincisi çoğu zaman daha kalabalıktır, daha görünmezdir ve tam da bu yüzden daha yıkıcıdır. Çünkü kötülüğü işleyen azınlık, ancak seyreden çoğunluk izin verdiği kadar güçlüdür.
Dördüncü maymun kötü niyetli değildir. Nefret etmez, zarar vermek istemez, hatta çoğu zaman "iyi insandır." Onun tek yaptığı, kritik anda donmaktır. Ve tarih bize acı bir gerçeği öğretir: en büyük çöküşler, kötü insanların çokluğuyla değil, iyi insanların sessizliğiyle mümkün olur.
Üç maymun, tek bir sona akar
Buradaki asıl mesele, dördüncü maymunun ilk üçünden kopuk olması değil — tam tersine, onların doğal sonucu olmasıdır.
Görmezlik, duymazlık ve söylemezlik masum kaçışlar gibi görünür. Oysa hepsi aynı nehre akar:
*Görmezlik bir savunmadır. "Fark etmezsem, sorumlu olmam."
*Duymazlık bir konfordur. "Dinlemezsem, harekete geçmek zorunda kalmam."
*Söylemezlik bir hesaptır. "Konuşmazsam, başım derde girmez."
Ve bu üç kaçış birikince, kaçınılmaz olarak dördüncüyü üretir: yapmazlık.
Yani dördüncü maymun bir istisna değil, bir varış noktasıdır. Görmemeyi seçen göz, duymamayı seçen kulak ve söylememeyi seçen dil, sonunda hep aynı yere varır: kımıldamayan bir beden. Kaçınmanın toplamı, eylemsizliktir.
Kurumlarda bu zincir her gün, sessizce işler.
Kurumsal dördüncü maymun nerede saklanır?
Şirketlerde dördüncü maymun bir kişi değildir. Bir kültürdür.
Onu şu cümlelerin arkasında bulursunuz:
"Bu benim işim değil." "Biri mutlaka söylemiştir." "Ben olsam yapardım ama karışmak istemiyorum." "Zaten dinlemezler." "Sesimi çıkarırsam hedef olurum."
Bu cümleler bireysel korkaklık değildir; çoğu zaman sistemin ürettiği bir reflekstir. Ve bunun arkasında iyi bilinen birkaç mekanizma çalışır:
Sorumluluğun dağılması. Ne kadar çok insan bir sorunu görürse, her birinin kendini sorumlu hissetme olasılığı o kadar azalır. Herkesin işi, hiç kimsenin işi olur. Kalabalık, sorumluluğu seyrelten bir çözücüdür.
Psikolojik güvenliğin yokluğu. İnsanlar konuşmanın bedelini yüksek, sessizliğin bedelini düşük gördüğünde, matematik nettir: susarlar. Bir kurumda gerçeği söyleyen cezalandırılıyorsa, o kurum kendi eliyle dördüncü maymunlar yetiştiriyordur.
Öğrenilmiş çaresizlik. İnsanlar defalarca sesini çıkarıp hiçbir şeyin değişmediğini gördüğünde, artık denemeyi bırakır. Bu, tembellik değildir; kanıta dayalı bir teslimiyettir. Ve bir kez yerleştiğinde en tehlikeli hastalıklardan biridir, çünkü kendini haklı çıkaracak bir hafızayla gelir.
Sonuç şudur: Bir kurumdaki en büyük risk çoğu zaman yanlış yapan birkaç kişi değildir. Doğruyu bilen ama kımıldamayan büyük çoğunluktur. Dördüncü maymun, organizasyonların görünmez hastalığıdır — çünkü hiçbir eylem üretmediği için hiçbir iz de bırakmaz. Kimse "hiç yapılmayan şeyin" tutanağını tutmaz.
Beşinci maymun
Burada durup şu soruyu sormak gerekir: Peki çare, dördüncü maymunu suçlamak mı?
Hayır. Suçlamak, dördüncü maymunun mantığına başka bir kılıkta geri dönmektir — çünkü suçlamak da bir tür seyirciliktir. Asıl mesele, metaforu bir adım ileri taşımaktır.
Üç maymun kaçınır. Dördüncü maymun donar. Ama bir beşinci maymun vardır ki, onun tek bir işi vardır:
Görür. Duyar. Söyler. Ve yapar.
Beşinci maymun, ahlakı bir kaçınma değil bir eylem olarak tanımlar. Onun için temiz kalmak, dünyaya dokunmamak değildir; dünyaya doğru biçimde dokunmaktır. Erdem, geri çekilmekte değil, sorumluluğu üstlenmektedir.
Bir kurumun sağlığı, tam olarak kaç beşinci maymun barındırdığıyla ölçülür. Ve iyi haber şudur: Beşinci maymun doğuştan gelen bir karakter değil, inşa edilen bir kültürdür. Onu üretmek için üç şey gerekir:
1.Görmeyi güvenli kılmak. İnsanlar sorunu işaret ettiğinde cezalandırılmayacaklarını bilmeli. Kötü haberi getiren, vuruldukça susar.
2.Söylemeyi anlamlı kılmak. Söylenen şeyin bir karşılığı olmalı. Dinlenmeyen ses, zamanla kısılır ve öğrenilmiş çaresizliğe dönüşür.
3.Yapmayı beklenen kılmak. Eylemsizlik "nötr" sayıldığı sürece kazanır. Ancak "hiçbir şey yapmamak da bir karardır ve onun da bir bedeli vardır" ilkesi yerleştiğinde, sessizlik konforlu olmaktan çıkar.
Kapanış
Üç maymun bize yüzyıllarca "kötülükten uzak dur" dedi. Ama zaman, bu öğüdün eksik olduğunu gösterdi. Çünkü kötülükten uzak durmak, kötülüğü durdurmakla aynı şey değildir.
Bir kurumu, bir ekibi, hatta bir toplumu çürüten şey nadiren kötü niyetli bir azınlıktır. Çoğu zaman onları çürüten, her şeyi gören ama hiçbir şey yapmayan iyi niyetli çoğunluktur.
Bu yüzden asıl soru "kötü müyüm?" değildir.
Asıl soru şudur: Gördüm, duydum, biliyorum — peki ne yaptım?
Ve bu sorunun cevabı, dördüncü maymunla beşinci maymunu birbirinden ayıran ince ama her şeyi belirleyen çizgidir.
Siz ne dersiniz?



Yorumlar