Denizde Taze Balık Satan Adam: Rekabet Ortamında Fark Edilmek
- Dr.Hakan Tetik
- 9 Oca
- 2 dakikada okunur

Bir adam düşünün. Elinde küreğiyle küçük teknesinin başında, sabahın erken saatlerinde denize açılıyor. Gün doğmadan önce mis gibi deniz havasını içine çekiyor, motorun sesine martı çığlıkları karışıyor. Amacı basit: balık tutmak. Ama bu adamın hikâyesi burada bitmiyor.
Çünkü o yalnızca balık tutmakla kalmıyor. Denizin ortasında, suyun üzerinde, tam da balıkların bol olduğu yerde “taze balık satıyor”. Evet, yanlış duymadınız. Denizin içinde, balığın kaynağında, insanlara balık satmaya çalışıyor.
Evet, bu sonsuz maviliğin ortasında herkesin tuttuğu balık benzer ama herkesin sattığı balık aynı mı?
İlk bakışta saçma görünebilir. Balıkla dolu bir yerde kim neden balık satın alsın? Dalgıçlar, tekneler, balıkçılar her tarafta. Herkesin ulaşabileceği kadar bol olan bir şeyi neden biri başka birinden satın alsın ki?
Ama işte asıl soru burada başlıyor.
Farklılık, Arz Fazlasında Kaybolur mu?
Bu adam aslında bir metafor. Bugünün girişimcisi, içerik üreticisi, hatta sıradan bir çalışanı. Hepimiz birer “balık satıcısı”yız, üstelik balıkla dolu bir okyanusta.
Bilgi çağında yaşıyoruz. Bugün herkes yazıyor, anlatıyor, içerik üretiyor, hizmet veriyor, çözüm sunuyor. “Kaliteli ürün”, “müşteri odaklılık”, “uzmanlık”, “yenilik” gibi kelimeler artık her yerde. Peki neden biri sizin ürününüzü alsın? Sizin sesinizi duysun? Sizi izlesin, takip etsin ya da dinlesin?
Çünkü “denizde balık satmak”, aslında değeri değil, farkı satmak anlamına gelir.
Balığın Tazeliği Değil, Güveni Satar
Denizin ortasında balık satmak ancak şu koşullarda işe yarar:
Senin balığın bilinir. Belki tadı daha lezzetlidir, belki temizliğiyle meşhurdur, belki de onu sunuş şeklinle bir hikâye yaratmışsındır.
Sen güven verirsin. İnsanlar ne kadar çok balık olursa olsun, boğulmak yerine rehber ararlar. “Bu balık yenir mi?” sorusuna emin bir yanıt isterler.
Sen kolay ulaşılırsın. Belki teknene kolay yanaşılır, belki insanlar seni bulduklarında “keşke daha önce fark etseydim” der.
Fark yaratmak için ürünü değil, deneyimi, güveni, anlamı satarsın. Balık denizin her yerindedir, ama “kimin balığını yiyeceğin” psikolojik bir seçimdir.
Hikâyenin Gücü ve Satıcının Kimliği
Denizde balık satan adamın hikâyesi, sadece bir satış değil, bir duruş hikâyesidir. Rekabetin yüksek olduğu bir ortamda, konfor alanının dışında, yalnızca “ben de varım” demek için değil, “ben farklıyım” diyebilmek için gösterilen cesarettir. Bu cesaret, bazen günde bir müşteriye ulaşmak demektir. Ama o müşteriye balığın ötesinde bir deneyim sunuyorsanız, ertesi gün sizi daha fazlası bulur.
Bugünün dünyasında, yalnızca iyi olmak yetmez. Görünür, anlamlı ve bağlı olmak gerekir. Denizin ortasında bağ kurmak, hikâye anlatmak ve güven vermek en büyük sermayen olabilir. Her satış, bir karşılaşmadır. Ve bazı karşılaşmalar, sadece alışveriş değil, sadakat başlatır.
Herkesin Balığı Var, Ama Senin Farkın Ne?
Bu yazıyı okuyan sen… belki bir serbest çalışan, belki bir marka yöneticisi, belki bir yazar ya da fikirlerini anlatmak isteyen bir girişimcisin. Kendine şu soruyu sor:
“Ben denizin neresindeyim? Sadece balık mı tutuyorum, yoksa o balıkları güvenle ve anlamla sunabiliyor muyum?”
Unutma: Denizde taze balık satmak zor iştir. Ama bir kez fark edilirsen, insanlar seni bulmak için o denizi geçmeye hazır olur.







Yorumlar