Yanında Einstein Var Ama Sen Onu Sekreter Yapıyorsun!
- Dr.Hakan Tetik
- 26 Ara 2025
- 3 dakikada okunur

Ben bazen “Einstein’ı yanımda taşıyorum” gibi hissediyorum; yapay zekânın zekâsının farkındayım. Ama işin acı tarafı şu: O zekâyı sekreter gibi çalıştırırsam kazancım sınırlı kalıyor. Değişen şey zekânın seviyesi değil; kullanıldığı yer.
Bugün birçok kişi yapay zekâyı şurada konumluyor:“Mailimi düzelt.”“Sunumu güzelleştir.”“Bana 10 fikir ver.”“Şu şehre 3 günlük plan yap.”
Bunlar kötü mü? Hayır. Hatta başlangıç için harika. Ama 2025’te bu kullanım, iş hayatında “Excel biliyorum” demek gibi: gerekli, ama tek başına seni farklılaştırmıyor. Çünkü bunların çoğu paketleme: ambalajı hızlandırıyor—daha kibar cümle, daha temiz slayt, daha akıcı metin.
Şöyle düşün: Elinde İsviçre çakısı var, sen sadece tırnak makasını kullanıyorsun. İş görür, ama çakının olayı bu değil.
Asıl fark, yapay zekâyı “üretim bandı”ndan alıp “karar bandı”na koyduğunda başlıyor.
Üretim bandı: yazdır, düzelt, özetlet, tasarla.Karar bandı: kriter koy, senaryo üret, risk çıkar, varsayımı test et, ölçüm öner, “ne olursa fikrim değişir?” diye sor.
Mail örneği üzerinden gidelim. Çoğumuz “kibarlaştır” diyoruz. Bu, tabağı parlatmak gibi: parlar. Ama üst düzey iletişimde asıl mesele şu: Bu mail neyi değiştirecek? Bir karar mı aldıracak? Bir riski mi azaltacak? Bir belirsizliği mi kapatacak?
Net bir “şu kararı istiyorum”, net bir “şu risk var”, net bir “şunu onaylarsan şu tarihte çıkarız” yoksa… dünyanın en iyi yazılmış maili bile sadece iyi yazılmış mail olarak kalır.
Sunumlar daha acımasız. Çoğu sunum güzel görünür ama içinde tek bir net karar yoktur. Yapay zekâyla slaytları makyajlamak, vitrinin ışığını güçlendirmek gibidir: vitrin parlar; içeride satılacak ürün net değilse kimse kasaya gitmez. Sunumu iyi yapan şey geçiş animasyonları değil; 3 tane keskin mesaj ve “bunu yaparsak şu metrik değişir” açıklığıdır.
Seyahat planı metaforu da burada cuk oturuyor. “3 gün Roma” planı almak tatlıdır ama genelde herkesin yiyebileceği ortalama bir reçete gelir. Asıl değer, doktorun sorularında: “Neye alerjin var? Ne kadar yürüyebilirsin? Enerjin ne? Hedefin dinlenmek mi keşfetmek mi?” Yapay zekâya bağlam vermezsen sana ortalama rota verir; iş hayatında da bağlam vermezsen ortalama çıktı üretir. Ortalama çıktı da… ortalama etki.
Somut bir sahne: Proje gecikiyor.“Bana durum maili yaz” dersen yazılır.
Ama gerçek kaldıraç şudur:“Gecikmenin 5 kök nedeni ne olabilir? Hangisi daha olası? Hangisi daha büyük etki yaratır? En düşük eforla en yüksek etki yaratacak 3 müdahale ne? Yönetici bunu 30 saniyede nasıl anlar? Başarıyı hangi metrikte göreceğiz?”
İşte bu, mail yazdırmak değil; mailin arkasındaki yönetimi kurmaktır. Yapay zekâyı sekreterden analiste çeviren şey çıktı değil, sorduğun soru seti.
Makale yazımında da aynı. “Bu konuda yazı yaz” deyince metin gelir. Ama iyi metin şu sorulardan çıkar: “Bu yazının iddiası ne? Okur nerede itiraz eder? Hangi karşı argüman gelir? Hangi örnek ‘tamam’ dedirtir? Nerede sıkılır, nerede ikna olur?” Yapay zekâ burada metin üreticisi değil, düşünce test cihazıdır—ayna gibi çalışır; argümanındaki gevşek vidaları gösterir.
Ve kimsenin konuşmadığı en kritik nokta: Yapay zekâdan bir kere iyi çıktı almak değil, onu rutin hâline getirmek. Her hafta aynı dağınıklığı toparlamak yerine evin yerleşim planını yapmak gibi. Haftalık yönetici özeti, risk radarı, karar notu, takip listesi… Bir kez çalışan sistem kurduğunda ekip içinde görünmez bir hızlanma başlar: toplantılar kısalır, belirsizlik azalır, sürprizler azalır.
“Kendini yeniden konumlandırmak” dediğimiz şey tam olarak bu: Yapay zekâyı “hızlandırıcı” gibi kullanmaktan çıkıp kaldıraç gibi kullanmaya geçmek. Çünkü birkaç ay sonra herkes mailini düzelttirecek, herkes sunumunu güzelleştirecek. Orada avantaj kalmayacak. Avantajın kalacağı yer senin düşünme kaliten: doğru kriteri koymak, doğru bağlamı vermek, doğru ölçümü seçmek ve sistemi kurmak.
Kapanış net: Yanında Einstein var gibi hissediyorsan, onu fotokopiye gönderme. Onu karar masasına oturt. “Bu seçenek niye iyi?”, “Bu risk nereden çıkar?”, “Ne olursa fikrim değişir?”, “Başarıyı nerede ölçeceğim?” diye konuştur.
Eğer bugün tek bir hamle yapacaksan: En çok zamanını yiyen 1 işi seç (raporlama, proje takip, müşteri iletişimi, toplantı döngüsü). Yapay zekâdan sadece çıktı değil; kriter + risk + ölçüm + rutin iste.
Soru:
Siz yapay zekâyı daha çok “paketleme” için mi kullanıyorsunuz, yoksa “karar bandı”na aldınız mı?
Yorumlara rolünüzü ve en çok zaman yiyen işinizi yazın; ben de size 1 tane “sekreterden analiste” çeviren prompt bırakayım.







Yorumlar